120x600

Alemdar inşaat

26-07-2019 Şenol SAK
Şenol SAK

Şenol SAK

“SIRADIŞI YAŞAMLARIYLA RENGİN USTALARI-7” Avni ARBAŞ

Avni ARBAŞ

 

(1919,İstanbul-2003,Foça)

 

     Atatürk’ün Ressamı olarak da anılan Avni Arbaş, 1919’da İstanbul'da doğdu. Babası Kuvâ-yi Milliye'de süvari albayıydı. Aynı zamanda sanatla da ilgilenen hatta kendisi de resim yapan Mehmet Nuri Bey, oğlu Avni Arbaş'a sanat aşkını ilk aşılayan kişi olmuştur. Arbaş,  Aydın’da İlköğrenimine başladı. 6 yaşındayken Mustafa Kemal, İzmir'e geldiğinde babasıyla birlikte onu karşılamaya gider. O sıralarda Atatürk'e İzmir suikastı yapılmıştır. Babası "Bu bizim son şansımız, kıymetini bilelim" demiş. Bu sözler Küçük Avni'nin ruhunda derin izler bırakmıştır. Avni Arbaş’ın Mustafa Kemal'in çok sayıda portrelerini yapmasının nedeni bu olayla bağlantılıdır. Babasının 1929 yılında Sivas’ta öldüğünde Küçük Avni henüz on yaşındaydı. Babası Mehmet Nuri Bey'in ölümü üzerine annesi Rana Hanım ile birlikte Aydın'a geri döndüler. Cumhuriyetin kuruluşunun ardından Aydın’a yerleşen aile 1927 yılına kadar Aydın'da kaldı. Avni de ilkokula bu şehirde başlamıştı.  1927 yılında annesi Rana Hanımla birlikte İstanbul'a taşındılar ve sanatçı İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ne kayıt oldu. Buradaki atölyede, Cihat Burak, Selim Turan gibi geleceğin önemli Türk ressamları ile beraber Resim öğrenimi gördü. İçindeki resim sevgisi onun hayatının bir parçası oluyordu. Sadece Mehmet Ali Bey’in atölyesinde resim dersi almak ona yetmeyecekti. Bu yüzden dönemin Akademi hocaları olan İbrahim Safi ile Naci Kalmukoğlu’nun atölyelerinde de çalışmalara katılıyor resim alanında kendini yetiştirmeye gayret ediyordu. Daha öğrencilik yıllarında iken İstanbul'un sanat çevrelerine girmeye çalışıyor bunu da başarıyordu. Akademi’nin, “Cours de soir” denilen kayıtlı öğrenci olmayan yetenekli gençlere çalışma ortamı ve model sağlayan gece kurslarına devam ediyordu. Bir süre sonra 1937'de Galatasaray Lisesi'nden ayrılıp Güzel Sanatlar Akademisi'ne gitmeye karar verdi.  Bu karar onun hayatındaki resim çizgisini daha da pekiştirecek, Akademide Modern Türk resim sanatının kurucusu ve Devlet Güzel Sanatlar akademisi Resim bölümünün omurgasını kuran Leopold Levy’n ve Modern Türk Resim sanatının belli başlı kilometre taşlarından birisi olan İbrahim Çallı'nın atölyesine girecekti. Arbaş, Akademi’de kaldığı dokuz yılın son dönemlerinde Devlet Resim ve Heykel Sergilerine katılmaya başlamış, 1946 yılında okulu bitirdikten sonra da, “Yurt Gezileri”ne katılarak Siirt’e gitmiştir.

 

 

 Avni ARBAŞ, 1943 yılında Zerrin adında, Fransızca bilen Tatar kökenli bir genç kızla evlendi. Bu arada başta Liman Sergisi olmak üzere birçok karma sergiye katıldı. Akademideki eğitimini tamamladıktan sonra Fransız Hükümeti'nin verdiği bursla Paris'e gider.  Paris'e giderken diplomasını bile almayacaktır. Otuz yıl sürecek olan Fransa serüveninin başında acı bir olay yaşayan Avni Arbaş, küçük kızının doğumu sırasında eşi Zerrin'i kaybeder ve biricik kızına, ölen sevgili eşinin ismini verir. Ancak kızına tek başına bakamayınca onu İstanbul'a anneannesinin yanına göndermek zorunda kalır. O küçük kız Zerrin ise, ileriki yıllarda Türkiye Güzellik Kraliçesi seçilecek olan Zerrin Arbaş'tır. Fransız Hükümeti’nin bursu ile Paris’e giden sanatçı, aynı dönemde yaşamlarını Paris'te sürdüren ressamlarımız Fikret Mualla, Abidin Dino, Nejad Devrim, Mübin Orhon ile birlikte "L'Ecole de Paris" sanatçıları arasında anılmaya başladı. 1951 yılında Türkiye’de Maya Galerisi’nde, 1954 yılında ise Paris’te ilk sergilerini açtı. Arbaş'ın çalışmalarının çoğunu köy manzaraları ve köy hayatı konulu resimler oluşturuyordu. 

 

 

1943 yılında evlendiği eşi Zerrin’in ölümü üzerine 1950’lerin başlarından beri birlikte olduğu Henriette Lapouge ile 1958 yılında ikinci evliliğini yaptı. Sanatını ve yeteneklerini iyice geliştiren Avni Arbaş, Paris, Antibes ve Vallauris`te, aralarında Picasso, Tristan Tzara, Aragon, Prevert kardeşlerin de bulunduğu çok ünlü ressamlar dostlar ve sanatçılar çevresi edinmişti.   1977 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde ağırlıklı olarak Mustafa Kemal portrelerinin yanı sıra, İstanbul ve Boğaz manzaralarını, güney sahillerini, balıkları, balıkçıları, meyveleri ve çiçekleri resimledi. 2003 yılında kansere yenik düşerek; yaşamını sürdürdüğü İzmir’in Foça ilçesinde 84 yaşında iken öldü. "Neden resim yapıyorum” sorusunu; “Kendi hissettiklerimi anlatmak için... Başkalarının söylediklerini yaparsam kendi resmimi yapmamış olurum. Geleceğin veya geçmişin değil kendi resmimin peşindeyim ben" diyerek cevaplıyor, büyük usta ARBAŞ.

 

Sanatla kalın

 

 

 

 

 

 

 


www.boluobjektif.com'da yer alan köşe yazarlarının yazıları kendi görüşleridir. Yazdıkları köşe yazılarından dolayı www.boluobjektif.com sorumlu tutulamaz.



Şenol SAK Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler
Burç Yorumları