

Ahmet Bey önce sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1961 Bolu doğumluyum. İlk, orta ve Lise tahsilimi Bolu’da tamamladım. Daha sonra da İşletme / Muhasebe bölümünü okuyarak ön lisans diploması alarak eğitimimi tamamladım. Evliyim. 2 çocuk babasıyım. 1979 yılından beri de ticaretle uğraşıyorum. Bolu’nun sultan hamamı denilen yerinde Yukarı Çarşıda yani Büyük Cami Mahallesinde ticaret yaptım. Mefruşat sektörüne aile büyüklerim ile birlikte 1979 yılında atıldım. O dönemde Mefruşat ile ilgili geçerli olan ev dayama, döşeme, halı, zemin döşemeleri gibi işlerle başladık. Daha sonra işimizi geliştirdik. Perde işine girdik. Daha sonra okul ve askerlik hayatı bittikten sonra da 1984 yılında aynı işyerini kendi adıma büyüklerimden devralarak devam ettim. 1998 yılında eşimde bana işyerimde yardımcı olmaya başladı. Çünkü ev tekstili geniş bir konuydu. Bu işe bir hanım eli değmesinin gerektiğini düşünmemizden dolayı eşimde olaya intikal etti. O günden bugüne yaklaşık 40 yıllık bir ticari hayat geçmişim var. Kendi çocuklarımda tekrar mağazamıza gelerek çalışmaya başladılar. İnşallah onlarda firmamızı bugün bulunduğu noktadan daha da ileri bir noktaya getirerekten Bolumuza ve ülkemize hem hizmet edecekler hem de katma değer oluşturacaklar diye düşünüyorum.
“İşimizin diğer yönü de insanları mutlu etmektir”
Kendi değerlerimize göre belli bir istihdam yaratıyoruz. Çalışanlarımız insanları mutlu edecek, evleri ve ofisleri güzelleştirecek işlere imza atıyorlar bizlerde seviniyoruz. İşimizin bir para kazanma yönü var ama diğer yönü de insanları mutlu etmektir. Bu açıdan şanslı bir sektörde olduğumu düşünüyorum. Bazı sektörler insanların zor anlarında hizmet verir. Bizim sektörümüz ise insanların evlendiği, ev aldığı, ofis aldığı zamanlara yani mutlu oldukları dönemlere denk geldiği için genelde güler yüzlü insanlarla karşılıyoruz o da bizi çok mutlu ediyor. Onun için işimizde çok titiziz. Kalite standartlarımızı ülke genelinde olması gereken düzeyde yani yüksek düzeyde tutmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin önde gelen markalarıyla ev tekstilinde, perdede ve halı’da çalışıyoruz. Bu markalarla da çalışmamız tesadüf değildir. Tamamen araştırmaya dayalı bir çalışma şeklidir. Kalitesine ve sözlerine güveneceğimiz firmaları tercih ediyoruz. Ticarette her şey imza değildir. Karşılıklı söz vermek ticaret hayatında bir takım şeylerin önünü açıyor. Eğer biz bunlara dikkat edersek hem ürün hem de hizmet kalitesi yüksek olur. Hem de para alışverişlerinde sıkıntı yaşamayız. Biz bunlara son derece dikkat ediyoruz. Çalıştığımız firmalarda hizmet verdiğimiz müşterilerimizde bu konuda aşağı yukarı bizimle aynı paralelde düşünüyor. Zaten bu düşünme uyuşması olmazsa “ alışveriş’te ticaret’te” olmaz diye değerlendiriyorum.
Siyasal yaşamınıza nasıl adımınızı attınız?
12 Eylül 1980 dönemi öncesinde yani sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönemde bizde fikri anlamda ülkücü hareket içinde yerimizi aldık. Farklı düşünen hiçbir arkadaşımızı özellikle şahsım olarak başka bir kampın insanı olarak görmedim. Bu milletin evlatları olarak gördüm. O dönemi bir tuzağa düşürülme ve çatışma dönemi olarak değerlendiriyorum. Çok şükür Bolu’da çoğunlukla arkadaşlarımız bu tuzağa düşmedi. Her görüşten arkadaşla da temasımız oldu. Her zaman fikri tartışmaları fikri düzeyde tuttuk onları hiçbir zaman şiddet boyutuna getirmedik. O arkadaşlarımızla yine ilimizde görüşüyoruz. Çeşitli platformlarda ortak çalışmalar yapıyoruz. Farklı bir ilde olsak belki bizimde başımıza bir şeyler gelebilirdi o açıdan ben kendimi şanslı görüyorum.
Ülkücü harekete ilgi duymanızın sebebi neydi?
Ülkücü hareketle lise yıllarımda tanıştım. Sınıfta her görüşten arkadaşımız vardı. Benim milliyetçilik yönüm daha ağır bastığı için ülkücü hareketi ve ülkü ocaklarını tercih ettim. Karl Marx’tan, 9 Işığa kadar hepsini okudum, değerlendirdim, tarttım. O dönem Marksizm ve Komünizm üzerinden bir tartışma yürütülüyordu. Mülkiyet araçları devletin olsun-olmasın şeklinde bir tartışmaydı. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından Karma ekonomik sistem benimsenmişti. Bu sistemde bazı hizmetlerin büyük kısmını devlet yapıyor. Bazılarını da özel sektör yapıyordu. Yani özel sektörün yapamadığı iş alanlarına devlet giriyordu. Devlet bunu Cumhuriyetin kalkınması ve gelişmesi için yapıyordu. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kalkınmamız bu şekilde olmuştu. Türkiye’nin açlık ve yoksulluk yıllarından, bir metre basma bulamadığı yıllardan sanayi ülkesi haline Karma ekonomi modeliyle geldiğini düşünerek olaylara daha çok Muhafazakâr, Sağ ve Milliyetçi bir açıdan bakmaya başladım. O dönem sol kesim içinde yer alan arkadaşlarımız arasında Marksizmi savunanlar vardı. Mao’yu savunanlar vardı. Bunları biz milli değer olarak kabul etmiyorduk. Biz milli değer olarak Atatürk’ümüzü, tarihteki büyük devlet adamlarımızı ön planda tuttuğumuz için sol anlayış bize cazip gelmiyordu. Türk milliyetçiliğini esas alan ülkücü hareketi en mantıklısı olarak değerlendiriyorduk.
* İYİ Parti Bolu İl Başkanı Ahmet Örnekbaş ile yaptığımız röportajın devamını ilerleyen günlerde yine www.boluobjektif.com üzerinden okuyabilirsiniz... Bizi takip etmeye devam edin...