120x600

Alemdar inşaat

31-10-2023 BOLU

Örnekbaş’tan gündeme damga vuracak açıklamalar…....

Bolu’nun önemli iş adamlarından Ahmet Örnekbaş, Bolu Objektif haber sitesine verdiği özel röportajda dikkat çekici değerlendirmeler yaptı. “Siyasi partiler ve kişiler gelip geçicidir” diyen Örnekbaş; “ Önemli olan büyük fotoğrafa bakmaktır. Toplumun artık birbirini anlaması lazım. Ülkemizde yaşanan kutuplaşmadan hiçbir kimseye bir fayda gelmez. Kutuplaşmaları azaltır ya da bitirirsek bizim önümüzde kimse duramaz” ifadelerini kullandı.

Örnekbaş’tan gündeme damga vuracak açıklamalar…....
Bİ tur

Ahmet Bey, kentimizin en tanınmış esnaflarından biri olarak ilimiz ve ülke genelinde Türkiye ekonomisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Öncelikle, Bolu Objektif ailesi olarak şahsımı ziyaret ederek Ülke ve Bolu gündemiyle ilgili düşüncelerimi sormanıza çok teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve ilimizin ekonomisini değerlendirme anlamındaki sorunuzu şu şekilde yanıtlayabilirim; “ 2018 Genel Seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı başkanlık seçimine geçilmişti. Özellikle, ekonomi alanında meclisteki yasalara takılmadan daha hızlı bir şekilde kararlar alınarak bir altın devri yaşanabilirdi. Maalesef bilimden uzak kararlarla, keyfi kararlarla, toplumun bazı kesimlerinin hoşuna gidecek kararlarla ekonomi üzerinde adeta bir baskı uygulandı. Popülist yani seçmenlerin hoşuna gidecek, manevi duygularını okşayabilecek kararlarla – Nas, Faiz olmaması gerekir- gibi söylemlerle merkez bankasına, ekonominin dönen çarklarına, karar alıcılara yönelik müdahaleler yaşadık. Bu müdahaleler neticesinde kur öyle bir seviyeye çıktı ki kontrol edilemez noktaya geldi. Döviz rezervleri eridi. Bunun sonucunda bugün içinde yaşadığımız ortama doğru geldik. Şu anda gerçekten büyük sıkıntılar içerisindeyiz. Geniş halk kesimlerinde özellikle dar gelirli kesimlerde ekonomik anlamda derin buhranlar var. Deyim yerindeyse “tencere kaynamıyor.” Emeklilerin, gençlerin, çalışanların, esnafların, ticaretle uğraşanların hatta ihracatçının, üreticinin, sanayicinin, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların sorunları bitecek gibi görünmüyor… Bunun sebebi, bizim maliyet enflasyonu dediğimiz yani üretim yapabilmek için kullandığımız hammadde, enerji, ulaşım, yarı mamul, devletin tekelinde olan bir takım maddelerin ve ürünlerin vergi uygulamaları ile birlikte üreticinin ve yatırımcının aleyhine olmasından kaynaklanmaktadır.

 

“Üretim ve yatırımı teşvik edici değil, üretim ve yatırımdan soğutucu kararlar alınmaktadır”

 

Böyle olduğu müddetçe de enflasyonla mücadelemizi başarmamız mümkün değildir. Size, tarım ve hayvancılık sektöründen bir tane örnek vereyim; Son 2 yıl içerisinde mazotun fiyatı 6-7 kat artıyorsa, gübrenin fiyatı 7 kat artıyorsa tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız nasıl maliyetlerle baş edecektir? Nasıl üretecektir? Bu ürünleri tüketicinin önüne hangi fiyatlarla sunacaktır? Markete, çarşı ya da pazara çıktığımızda gerçek fiyatları görebiliyoruz. Dolayısıyla bu tablonun değişmesi gerekiyor.  Bu tablonun değişmesi için ülke ekonomisinin rasyonel kararlarla yönetilmesi gerekiyor. Ekonomi biliminin gereği olan kurallar doğrultusunda hareket edilmesi gerekiyor. Merkez bankasına ve diğer kamu bürokrasisine gelişi güzel müdahalelerle enflasyonu düşürmeyi başaramayız.

 

 

 

“Şu anda içinde bulunduğumuz ekonomik tabloyu ‘israf ekonomisi’ olarak tanımlıyorum”

 

İsraf ekonomisi, kaynaklarımızın boşa gitmesi demektir. Vatandaştan tasarruf bekleniyor ama bunun ilk örneğini kamu sektörünün, bizi yönetenlerin hatta siyasilerin vermesi lazım. Vatandaşlarımız büyük bir sıkıntı içerisindeyken devleti yönetenlerin bu israftan uzaklaştıklarını topluma örnek olacak bir şekilde göstermeleri gerekiyor. Kamuda yaşanan savurganlığın azaltıldığını toplumun görmesi lazım ki millet olarak bu tabloyu lehimize çevirelim.  O yüzden israf ekonomisinden – verim ekonomisine – geçmemiz lazım.  Harcamalarımızı boşa yapmamamız lazım. Örneğin belediyeleri ele alalım; Birçok belediye yap-boz şeklinde çalışıyor. Yaptığı kaldırım ve yolları tekrar yapıyor. Plansız, programsız ve gelişi güzel yapıyor. Hükümetlerde aynı şekilde bir takım verimsiz yatırımların içine girebiliyorlar. Bu yatırımların yeniden gözden geçirilerek planlanması lazım.

 

“Aklımıza estikçe ekonomik kararlar almamamız lazım”

 

Hükümet, 14 Mayıs genel seçimlerinden sonra birçok ekonomik kararlar aldı. Türkiye’de bir kriz olduğunu kabul ediyorlar ama ilan etmiyorlar. Aslında hükümetin bu krizin olduğunu resmen kabul ettikten sonra bir eylem planı yaparak bu krizden nasıl çıkılacağı ile ilgili bir paket açıklaması gerekmektedir. Çünkü o paket açıklandıktan sonra vatandaş, işadamı, tüccar, köylü, esnaf o pakette bahsedilen konulara göre geleceğini günlük, aylık ve yıllık olarak planlayacak ki verimli bir ekonomik modele geçilsin. Yoksa rekabetten uzak yatırımlarla, verimden uzak yatırımlarla her ay, her gün, her hafta benzin zamlarına, mazot zamlarına, elektrik zamlarına ve doğalgaz zamları gibi birçok ürüne gelen zamla hayatımız geçer gider. Ve derdimiz bitmez. Dolayısıyla hükümetin henüz bu konularda doğru bir noktaya geldiğini düşünmüyorum. İnşallah doğru bir noktaya gelir. Çünkü bu ülke hepimizin.

 

 

Firma bazında yeni yatırımlarınız hakkında bilgiler verir misiniz?

 

Benim siyasal bir kimliğim vardı. 5 yıl il başkanlığı yaptım. Milletvekili adaylık sürecim oldu. Vicdanımın ve aklımın yettiğince Bolu’ya hizmet için yola çıktım. Vatandaşımızın takdirine son derece saygı duyuyorum. Şu anda kendi işlerimize yönelmiş durumdayız. Bolu’da yıllardan beri ev tekstili, perde ve halı mağazası ticareti ile uğraşıyorum. Seçimden sonra işimi biraz daha geliştirme yönüne gittim. Yeni bir perde mağazası açtık. Türkiye’nin en prestijli markalarından birini Bolu’ya getirdik. İzzet Baysal Hastanesi Bulvarı üzerinde, kalıcı konutlar bölgesinde yeni bir mağaza açtık ve çalışmalarımıza devam ediyoruz. İşimizi gücümüzü her zaman daha iyi yapmak zorundayız. İleri götürmek zorundayız. Onun mücadelesini veriyor ve çalışıyorum. Ayrıca Boluluların da kaliteli markalara layık olduğunu düşünüyorum. İyi markalar için büyük şehirlere gitmelerine gerek olmadığını düşünüyorum.  

 

2023 Genel Seçimlerinin sonucunu uzun yıllar il başkanlığı ve milletvekili adaylığı yapmış biri olarak nasıl okuyorsunuz?

 

İl başkanlığım döneminde de sahalarda gezen biri olarak vatandaşın ne tür bir talebi olduğunu biliyordum. Vatandaş bir değişim istiyordu. Büyük bir değişim arzusu vardı. Bunu görüyorduk. Mevcut iktidara karşı bir değişiklik istiyordu. Bunu sahada açık açık gördük. Fakat muhalefet –üzülerek söylemem gerekirse- kendini ülke yönetmeye yeteri kadar hazırlamamıştı. Dolayısıyla vatandaşın güvenini alamadı ve hatalı bir davranış içerisine girildi.

 

İYİ Parti’nin bana göre yaptığı hata buydu…

 

Eğer bir cumhurbaşkanı adayı ortak çıkacaksa bunun mart ayına bırakılmaması gerekiyordu. Bunun ne kadar yanlış olduğunu son seçim sonuçları bize gösterdi. Benim siyasal bir kimlik olarak gönlüm tek başımıza ve kendi adayımızla çıkma yönündeydi. Toplumda da bu istediği görmüştük. Vatandaşlarımızın bu talebini genel merkezimize ilettik ama Ankara’nın havası bir başka oluyor. Orada bu görüşümüz yeteri kadar dikkate alınmadı. Dolayısıyla vatandaşlarımız muhalefete güvenmedi ve yine Adalet ve Kalkınma Partisine oylarını verdi. Muhalefete ise  “ Ben bir sıkıntı yaşıyorum ama sana da fazla güvenmiyorum” mesajını verdi. Muhalefetin buradan bir ders çıkarması lazım. İYİ Parti Genel başkanımız ve genel merkezimiz bu konuda bir ders çıkardı ve yerel seçimlere 81 il bazında kendi başına girmeyi planladığını söyledi. Bu olaydan dolayı da toplumdan özür diledi. Toplumda eminim ki bu özrü kabul edecek ve İYİ Partiye önümüzdeki dönemlerde gereken kıymeti verecektir. Çünkü; İYİ Parti  “Türkiye’nin partisi “ olma yoluna devam edecektir. Ben bunu bir yol kazası olarak görüyorum ama gelecek için İYİ Parti ve onun kadrolarından umutluyum açıkçası…  Bazı dengelerin devam etmesi açısından da ülkemizin böyle bir partiye ihtiyacının olduğunu düşünüyorum.

 

 

İlimizin en tecrübeli siyasetçilerinden biri olarak 2024 yerel seçimleri ile ilgili öngörüleriniz nelerdir?

 

Şu anda Bolu’da net bir tablo görmüyorum. Herkes kendi başına seçime girecekmiş gibi görünüyor. Seçim süreci yaklaştıkça bir takım ittifaklarda doğabilir. İşin gerçeği ben ittifaklara karşıyım. Her parti seçime girsin ve gücü nispetinde oy alsın. Her parti kendi adayını çıkararak yarışsın.  Bolu’muz için bence iyi olan şey budur. Yani ittifak kurmak bir takım ilişkileri zedeliyor. Her parti kendi adayını çıkararak toplumun önüne koymalıdır. Halkımız en iyi kararı kesinlikle verecektir. Hiçbir zaman toplumun kararlarını sorgulamamamız lazım. Eğer bir yanlışımız varsa doğruyu bulmamız lazım.

 

 

Cumhuriyetimizin 100.yılı ile ilgili olarak düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

 

 Bin yıldır bu coğrafyada yani Anadolu Coğrafyasındayız. Türk milleti olarak daha birkaç bin yıl daha bu coğrafyada var olacağımıza yürekten inanıyorum. Çünkü o inancı ve güveni biz 30 Ağustos zaferi ile pekiştirmişiz. 26 Ağustos 1071’de Malazgirt zaferi ile Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı. Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 30 Ağustos zaferi ile bizim bu coğrafyada kalıcı olduğumuzu tüm dünyaya ilan ettik. Bu coğrafyada kalıcı olan bir ulus olarak yapmamız gereken -burada kalmanın gerekleri neyse onu yapmaktır- Ben, yapılacağına da inanıyorum. Siyasi partiler ve kişiler gelip geçicidir. Önemli olan büyük fotoğrafa bakmaktır. Büyük fotoğrafa baktığımız zaman hem bu coğrafyada kalıcı olacağız, hem de dünyada ezilen tüm mazlum milletlerinde yanında olacağız. Önümüzdeki 10-20-30 yıl içerisinde Türkiye’nin askeri, kültürel, sosyal ve ekonomik anlamda ciddi olarak güçleneceğini artık bölgenin değil dünyanın sayılı ülkelerinden birisi olacağına inanıyorum. Dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisinden biri olacağına ise yürekten inanıyorum. Bu bir hayal değildir. Çünkü gelen gençliği görüyorum. Çalışmaları görüyorum. Siyasi bir takım eksik ve gedikler olsa da Türk Milletinin büyük yürüyüşü devam ediyor. Gelecekten son derece umutluyum. Ama çok çalışmalıyız. Bir de birbirimizle iyi geçinmeliyiz. Toplumun birbirini anlaması lazım. Ülkemizde yaşanan kutuplaşmaya karşıyım. Söz konusu kutuplaşmalarında artık sonuna geldiğimizi düşünüyorum. Bu kutuplaşmadan hiçbir kimseye bir fayda gelmez. Kutuplaşmaları azaltır ya da bitirirsek bizim önümüzde kimse duramaz. İstediğimiz hedefe o zaman ulaşırız. İnsanlarımız zengin, mutlu ve huzurlu bir şekilde hayat sürerler. Bizi bekleyen Türkler, Türkî Cumhuriyetler, Müslüman devletler ve Orta Asya var. Bizi bekleyen mazlum devletler var. Bunların umutlarını söndürmememiz lazım. Bunların umutlarını yeşertmemiz lazım.

 

 

 

 




Etiketler :
HABERE YORUM YAZIN

DİĞER BOLU HABERLERİ
Köşe Yazarları
Burç Yorumları