

Ahmet Bey, pek çok kimse bilmiyor ama bizim sektörümüze çok yabancı biri değilsiniz. 12 Eylül 1980 dönemi öncesinde günlük HER GÜN gazetesinin Bolu il temsilciliğini almışsınız. Nereden aklınıza geldi HER GÜN gazetesinin temsilciliğini almak?
Ben daha öncede ifade ettiğim gibi ülkücü hareket içinde fikri anlamda mücadele edilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. O günün şartlarında “ bu fikrimizi ve davamızı nasıl daha iyi anlatabiliriz?” düşüncesinden hareketle bunu en iyi gazete yoluyla anlatabileceğimizi düşündük ve HER GÜN gazetesine talepte bulunduk. Onlarda bizim bu talebimizi kabul ettiler ve bizde çalışmaya başladık. Yaptığımız haberler genelde ülkücü hareketin haberleri ile ilgili oluyordu. O dönemde işsizlik ve ekonomi ile ilgili haber çalışmaları da yaptım. 12 Eylül darbesine kadar bu süreç devam etti. Darbeden sonra birçok gazete gibi HER GÜN gazetesi de kapandı. Daha sonra araya askerlik ve ticari hayat girdi. Yani gazetecilik yaşantım yaklaşık 1,5 – 2 yıl sürmüş oldu. Gazetecilik çok zevk aldığım ve önemli gördüğüm bir meslek dalıdır. Bugünde maalesef basın sektöründe yaşanan birçok sıkıntıyı üzülerek görüyorum. Bedava dağıtılan yani promosyon tarzı bir gazetecilik anlayışı var. Ayrıca basın özgürlüğü noktasında da ülkemiz sıkıntılı bir dönem yaşıyor. Ben bu döneminde geçip biteceğini ve özgür gazetecilerin Türk milletini doğru bir şekilde bilgilendireceğine ve yönlendireceğine inanıyorum.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra siyasal yaşamınız nasıl şekillendi?
Askere 1983 yılında gittim. 84 yılında geldim. O dönemde 12 Eylül darbesinin olması yüzünden siyasi partiler kapatılmıştı. O zamanki genel başkanımız rahmetli Alparslan Türkeş Ankara’da tutuklu bulunuyordu. Ülkücü hareketin o dönem mecliste olmaması ve temsilcisiz olması yüzünden içimiz içimizi yiyordu. Darbelerin kötü yönlerinden biri budur. Fakat bizim gibi düşünen milyonlarca da insan vardı. İlerleyen yıllarda Başbuğumuz Alparslan Türkeş hapisten çıkıp partisinin başına geçince bizde çalışmalarımıza bu bünyede devam ettik. 1999 yerel seçimlerinde ise Sayın Mansur Şen’in belediye başkanı adayı olduğu seçimlerde bende belediye meclis üyeliğine aday oldum. O seçimlerde önceki partimden belediye meclis üyeliğini kazandık. Belediye meclisinde Yüksel Ceylan Bey’le güzel çalışmalar yaptık. 1999 yılında deprem olmasından dolayı şansız bir dönem yaşıyorduk. Şu an genel başkan yardımcılığımızı yapan Koray Aydın Bey o dönem Bayındırlık ve İskân Bakanı olarak görev yapıyordu. Ben kendisiyle o dönemde tanıştım. Çok güzel çalışmalar yaptık. Taahhüt ettiği - 3 ayda prefabrik konutları, 1 yılda kalıcı konutları yapacağım – sözünün takipçisi olduk. Gerçekten de gece yarıları gelir, çizmeleri giyer, sahayı gezer, olayı takip ederdi… Sayın bakanımız, denilen sürede bitirerek Boluluları o mağdur ve zor durumdan en önemlisi de deprem psikolojisinden kurtarmış oldu. 1999- 2004 döneminde mecliste diğer parti mensuplarıyla da uyum içinde çalıştık. O günün ekonomik imkânlarıyla Bolu’ya önemli hizmetler vermek için uğraştık. 2002 yılındaki ekonomik kriz belediye faaliyetlerini de etkiledi. Deprem’in arkasından ekonomik krizde yaşanınca çok iz bırakacak güçlü çalışmalar meydana gelemedi. O dönemki belediye meclis üyeleriyle Bolu Belediye Başkanı Sayın Yüksel Ceylan gerçekten özveriyle çalışarak bir şeyler yapmaya çalıştı ama şartlar tam düşündüğümüz gibi gelişmedi.
Daha sonra siyasi hayatınız nasıl devam etti?
Önceki partimde herhangi bir görev almasam da üyelik sürecim devam etti. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına göreve gelmesinin ardından bir gözlemleme sürecine girdim. “Bakalım bunlar ne yapacak?” dedim. Ben körü körüne siyaset yapmam. Yeni bir iktidara şans tanınmasından yanayım. O dönemlerde başarılı işlere de imza atıldı. Atılmadı dersek haksızlık etmiş oluruz. Fakat 2008 yılından sonra gözle görülür bir şekilde Ak Partinin icraat noktasından uzaklaşıp ayrımcılığa doğru yavaş yavaş toplumu yönelttiğini gördüm. Bu durum beni rahatsız ediyordu. Özellikle son dönemde bu durum daha da hızlandı. 2011 yılı sonrasında 17/25 Aralık meselelerinden sonra ülkemiz sıkıntılı dönemler yaşadı. Bunların akabinde de 15 Temmuz Darbe girişimi geldi.
“En çok eleştiriyi AK Parti hükümetleri hak ediyor”
Bu darbe girişiminde onların siyasetçi olarak sorumlulukları yok mu? Ben olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün bu makamlara, ordunun içine, adalet sisteminin içine, TUBİTAK’tan, Milli Piyango idaresine kadar bunların kadrolaşmasına göz yumulmuştu. Eğer liyakat esasına göre, hak ve hukuk işleseydi FETÖ organizasyonu devletin içine bu kadar giremezdi. Bu eleştirileri AK Partili arkadaşlara yaptığımızda – 30 sene öncede vardı- diyorlar. Doğru, 30 sene öncede vardır. Önceki hükümetlerde bu konuda eleştirilebilir ama en çok eleştiriyi AK Parti hükümetleri hak ediyor. Hata yapmışlardır daha sonra bu yanlıştan dönmüşlerdir. İşin siyasi ayağının araştırılması noktasında partimiz iki kez araştırma önergesi vermesine rağmen hükümet kanadı hep reddetmiştir. Senin içinde de varsa aslanlar gibi çıkarsın “ver kardeşim” hesabını dersin. Veremiyorlar. Bu da bizim kafamızda soru işareti olarak duruyor.
İYİ Parti Bolu İl Başkanı Ahmet Örnekbaş ile yaptığımız söyleşimizin devamı www.boluobjektif.com üzerinden yayınlanmaya devam edecek. Bizi takip etmeye devam edin…