

Bolu'da en çok konuşulan firmaların başında gelen Alemdar İnşaat yıllara dayanan birikimi ve ortaya koyduğu yüksek performansla dikkat çekiyor.Firmanın beyni Abdullah Alemdar başarısının sırrını Bolu Objektif'e anlattı.
Abdullah Bey bize kısaca yaşam öykünüzü özetler misiniz?
1968 Bolu Doğumluyum.İlk,Orta ve Lise eğitimimi Bolu'da tamamladım.Daha sonra 1983 yılında Akdeniz Üniversitesi Harita ve Kadastro bölümüne başladım.Oradan mezun olduktan sonra İstanbul'da o dönemin Enka ile birlikte en büyük firması olan STFA' da göreve başladım.Yaklaşık 6 yıl orada çalıştım.1991 yılında burada Gümüşova-Gerede otoyolu projesinde görev yaptım.STFA' da çalıştığım dönemden bahsedecek olursak 2.Boğaz köprüsü,Galata köprüsü,Kınalı-Sakarya otoyolu,Marmara bölgesindeki ilk doğalgaz çevrim santrali,Türkiye'deki ilk doğalgaz petrol boru hattının etüdünü yaptık.STFA' nın Libya ve Arabistan'da çok büyük bir ağırlığı vardı.Özellikle Libya'da STFA' nın en parlak döneminde orada çalışma şansına sahip oldum.Bu bana çok şey kattı.Kurumsallığı,ikili ilişkileri,hiyerarşiyi açıkçası geniş bir sosyal ortamı orada gördüm.
"Fakir bir aileden ve dar bir çevre yapısından gelmekteyim"
Çünkü Bolu'da fakir bir aileden ve dar bir çevre yapısından gelmekteydim.Üniversite sonrasında böyle bir deneyim beni hayata büyük oranda hazırladı.Çocukluğum herkesin anlattığı gibi çok kolay geçmedi.Bizim çocukluğumuz çok zordu.Çünkü biz bir geçiş dönemi yaşadık.Benim dönemimin gençleri çok şanslı bir nesildi.70'li yıllarda 80'li yıllarda köylere ilk elektriğin geldiğini,1976-1977 yıllarında köye ilk traktörün geldiğini gördük ve yaşadık.Bana göre Türkiye'de bir teknoloji devrimi yaşanmaya başladı.Antalya'ya ilk gittiğim zamanlarda evle konuşmak için telefonu santrale yazdırıyorduk.Bizim evde telefon yoktu.Komşuya haber veriyorduk.Yarım saat ya da 45 dakika bekliyorduk.Daha sonrasında da bir daha yazdırıyorduk.İkinci seferde görüştüğümüz oluyordu.Yani biz böyle şartlar yaşadık.Şu anda bizim gençlerimize anlatmamız gereken en önemli konulardan biri budur.Çünkü şimdiki nesil geçmişte de her şeyin bugünkü gibi olduğunu düşünüyor.Teknoloji'de de böyleydi.Telefonlarda da böyleydi hatta arabaların bile böyle olduğunu düşünüyor.Örneğin biz tuvalet kağıdı yerine taharet bezi kullanırdık.Kışın o taharet bezleri ile tuvalete gitmek bile büyük bir problemdi.Tuvaletin altı açıktaydı.O açıktan gelen ayaz orayı dondururdu.Biz o şartlarda yaşadık ama bir o kadarda mutluyduk.Rahmetli Babaannemin yaptığı bir tarhana ya da bakla çorbası yanında turşusu, hoşafı, pestili şu anki lezzetlerin çok çok üzerindeydi.Çocukluğumuzda akşamları toplanılırdı.Kara ocaklarda bir çörek yapılırdı.Bir lezzetliydi ki.Şimdi bu lezzetleri yaşamak çok zor ama bugünkü lezzetlerin de yeri ayrıdır bana göre.Her dönemin kendine özgü bir lezzeti ya da bir tadı var. Hem o tatları hem de bugünkü tatları tattığımız için ben çok şanslı bir nesil olduğumuzu düşünüyorum.
"Boluspor maçlarına gitmek için 5-6 kilometre koşardım"
1976 yılında biz Ketenler köyünden Doğancı köyüne taşındık.Babam Fahri imamdı.En son görev yaptığı yer orasıydı.Bizde oraya taşındık.Doğancı köyünde oturduğumuz dönemde ben Boluspor maçlarına gitmek için 5-6 kilometrelik mesafeyi 30 ya da 45 dakikada koşardım.Bu sayede kendi rekorlarımı da egale ettiğimi hatırlıyorum.50.Yıl ortaokulunda okuyordum.Okula çoğu zaman yayan gidip geliyordum çünkü belediye otobüsü diye bir şey yoktu.Bazen kınacı ya da Mudurnu arabalarına bir de Sümerbank'ın servis arabalarına şoförlerin iyi niyeti oranında bazen binerdik bazen de binemezdik.Şoför evde eşiyle kavga etmişse bizi sabah arabaya bindirmezdi.Şimdiki gibi saniye başı araba geçmiyordu.Her şey problemdi ama bir huzur vardı.Bir dayanışma vardı.Bir arkadaşlık bir komşuluk ilişkisi vardı.Şimdiki gibi bir fesatlık ya da riyakarlık yoktu.Şimdi herkes birbirinin yüzüne gülüyor ama arkasını döndüğünde farklı şeyler konuşuyor.Bu beni gerçekten üzüyor.Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol demişler.Yani burada bana göre riya'ya gerek yok.İnsan olduğumuzu bilelim,insan gibi davranalım ve insan gibi yaşayalım.Bizim haklarımızın başladığı yerlerde başkalarının haklarının bittiğini,Başkalarının haklarının başladığı yerlerde bizim haklarımızın bittiğini bilirsek özgürlük ve demokrasiyi de yaşatmış oluruz diye düşünüyorum.
İnşaat sektöründe çalışmayı çok küçükken mi hedeflemiştiniz?
İnsanı hayata hazırlayan en önemli etmenler bilindiği gibi bulunduğu ortamlardır.Allahu Teâlâ bize bu şehirde doğmayı nasip etmişse bazı şeyleri de insana nasip ediyor.İnsanlar tabi ki hedefini koyacak bunun için çalışacak ama bir şeylerinde önünü Allahu Teâlâ'nın açması gerekiyor.Benim babam Fahri imamdı.Fahri imamlar köylerde buğday karşılığı veya köylünün topladığı 3-5 kuruş karşılığında hayatlarını idame ettiren insanlardı.Diyanetin verdiği bir maaşları yoktu.O yüzden babamın bir şey yapması gerekiyordu.Yani babamın sadece imamlıkla ne bizi ne de kendisini geçindirecek bir durumu yoktu. Ortanca amcamda tam bir inşaat ustasıydı.Çok büyük bir zanaatkardı.En son dönemde yaptığı eserlerden birisi Siteler camisi idi.Birde Kalıcı konutlar camisinin kubbelerini çevirdi.En son babam rahmetlide Siteler camisinde çalıştı.Kendisini bir kalp kriziyle kaybettik.
"Bu işin ameliliğini 10 numara yaptım"
Babam marangozluk ve ağaç işlerinde çok yetenekli bir insandı.Amcamlarda inşaat sektöründe çalışmaya devam ediyordu.Babam ekonomik gerekçelerle fahri imamlığı 1976 senesinde bırakınca beraber çalışmaya başladılar.Ortaokul dönemlerimde, yaz tatillerinde hafta sonlarında onların yanında sürekli çalışırdım.Şimdiki gibi Müteahhitlik anlamında çalışmıyorduk.Örneğin sizin bir arsanız vardır."Bize buraya anahtar teslimi ya da kabasını yapın" diyorsunuz.Bizde yapıyoruz.O yüzden sürekli bu inşaat işinin içinde olduk.O anlamda bu işin ameliliğini 10 numara yaptım.Harç karması,tuğla taşınması başta olmak üzere bütün işleri yaptık.Elimden de her iş gelir.Bir inşaatta yapamayacağım hiç bir iş yoktur.Sadece soğuk demir işi vardı bilmediğim.Babamda beni "Deli imam" lakaplı bir demirci ustası olan İmam Dayının yanına göndererek orada yetişmemi sağladı.Açıkçası babamların yanında komplike yetişmiş bir insan oldum.
"Okuyunca hayatın rengi değişti"
Harita bölümünde okumasaydım büyük firmalarda çalışmasaydım.Büyük bir ihtimalle hayata kalfalıktan başlayacaktım.Okuyunca hayatın rengi değişti.Hayat bizi farklı noktalara götürdü.Öyle olunca da 6 yıl bir firmada sonrada 11 yıl daha büyük başka firmada çalıştıktan sonra ki o dönemde ben yine boş durmadım.Gümüşova-Gerede otoyolundaki tünel viyadüklerinde çalışırken o zaman kooperatifçilik son modaydı.Kısmet yapı kooperatifini biz yaptık.Bu oluşum içinde bulunduk.O zaman 1 yıl içinde biten kooperatif yoktu.Minimum 5 yıl maksimum 6 yıl sürüyor kooperatifler.Bunun sebebi ekonomidir.Vatandaşın alım gücü şimdiki gibi değildi.Milli gelir düşüktü.Bir memur ailesi düşünün evde tek bir maaş var hem kiraya hem kooperatife veriyor.Zor bir durum.Genel kurul yapıyorsun.Yönetim 1000 TL ister kuruldan çıkar 250 TL.Yönetim 1000 liraya göre hedef koyar ama toplanan para sonuçta 250 liradır. Bu tip şeylerle karşılaştığımız oluyordu.
.
"Bu sektörde hiç bir usta bana kül yutturamaz"
İnşaatçılık ruhumuzda var.Çocukluk,gençlik hep inşaat içersinde geçti.Sonra harita okumama rağmen büyük inşaat firmalarında sürekli rol aldım.İnşaatçılık sektörünün her aşamasını gözlemledim.Bu sektörde hep bir adım önde olmuşuz. Allahu Teâlâ aslında bu işe bizi hazırlamış biz o çarkın içinde ilerlerken öyle nasipler çıkarmış karşımıza bizde kendimizi sürekli yenilemişiz.Bilgide sınır yoktur.Kimse buraya çıkıp ben bu işin her şeyini biliyorum diyemez.Ama şu kadarını söylemem gerekirse bu sektörde hiç bir usta bana kül yutturamaz.Bir projeyi elime aldığımda ne projesi olursa olsun en az herkesin bildiği kadar bildiğimi iddia ediyorum.Bunu zaten benimle çalışan mimarlar başta olmak üzere herkes yaşıyor.Çünkü Mimarımız çiziyor,getiriyor bakıyoruz beraber burada bunlar var şöyle yapsak acaba daha mı iyi olur diyoruz,yapıyoruz gerçekten de iyi oluyor.Ben birde gençlerle çalışmayı bu anlamda çok seviyorum.Daha yetişkin arkadaşlarla çalıştığımda o arkadaşlarımız sanki işine karışıyormuşuz gibi hissediyorlar.Bu hissiyatı gençlerle ortadan kaldırmak daha kolay oluyor.Onlar öğrenmeye açlar.Öyle olunca bizim çalıştığımız 5-6 mimarın 4 ya da 5 tanesi genç oluyor.Beraber iyi işlerde gerçekleştirdik.Şu ana kadar 53 projeye imza attık.Bunların % 60'ı teslim edildi.% 30'u devam ediyor.% 10 ya da % 15'i de bugün yarın başlayacak durumdadır.Totalde iş yerleri hariç 1000 daireyi geçtik.Bu rakam 600 civarındaki bir daireyi teslim ettiğimiz anlamına gelir.Toplam 4 yılda bu süreci gerçekleştirdik.
Alemdar İnşaat yönetim kurulu başkanı Abdullah Alemdar'ın başarı hikayesinin tüm ayrıntıları önümüzdeki günlerde www.boluobjektif.com üzerinden yayınlanmaya devam edecek.Bizi izlemeye devam edin