

Şevket Bey bize Göynük’e gelişinizi ve geçmişiniz ile ilgili neler anlatırsınız?
İstanbul’da sarayda Sultan Aziz’in baş arabacısı Şevket Bey’i, çekemiyorlar, zehirliyorlar onu. Zehir şırınga ediliyor, portakal suyu ile veriliyor zehir. Şevket Bey’in ölümüüzerine, Padişah Sultan Abdül Aziz, ninemize buradan yani Göynük’ten Boyalcalar köyünü olduğu gibi hibe ediyor. Gelişimiz böyle oluyor Göynük’e. Köy veriliyor yani. Şevket Bey dedemiz karakol komutanıymıştı. Ermeniler öldürüyorlar dedemizi, künyesi bile gelmiyor geriye.
Göynük’te en büyük ev bizimdi, o eve Şevketbeyler adı verilmişti, hatta oradan geçen köprüye de Şevketbeyler köprüsü denilirdi, dedemizin ismini koymuşlardı.
Büyük dedemiz Şevket Bey karakol kumandanıymıştı o devirde. Ermenilerle savaşıldığı dönemde cephede kayboluyor, şehid oldu haberi geliyor. Şehit olduktan sonra künyesi dahi gelmiyor. Dedemizin kaybolması o yüzden ve Göynük’e yerleşmemiz de o yüzden.
.jpg)
Neden “Çilingirlik” ve dükkanını nasıl açtın, ne zaman açtın?
Ben de Göynük’te doğdum, burada büyüdüm. Yaşım 85, 1930 senesinde doğmuşum. 1951’de askerden gelip dükkanımı açtım, açtığımda hiç unutmam Allah’a hamd ettim, şükrettim. Buranın sayılır adamı, hafızı olan bir müezzin vardıdükkanı açtığım zaman. Buradaki 50 kiloluk örsü kucağınla getirip dükkana koydu, bana sahip oldu. İzin istedim ondan, o zaman evli bile değildim. İstanbul’a gitmek istedim, fakat o bana izin vermedi, ‘’Oğlum, aşılanan bir meyva tutar, fışkırır, bir rüzgar eser, aşılandığı kalemden kırılır, berhüdar olup yok olur’’ dedi. “Ancak çıplak bir kayanın üstünde bir çam biter o çam yellenir, kök atmıştır, rüzgar eser, fırtına olur, o orada dallanır büyür’’ dedi. Yani bana o gençlik dönemimde böyle misaller getirip engel olmuştu İstanbul’a gitmeme. Çilingir dükkanımı böyle açmış oldum. Allah razı olsun ondan.
Bu maneviyatı yaşayamazdım belki, Cenab-ı Allah, Akşemsettin Efendimizin yüzü suyu hürmetine tanıyamayacağım kişilerle beni müşerref ediyor, ne kadar hamd etsem az. Göynük’te eskiden benim gençliğimde manevi insanlar vardı. Göynük evliyalar şehridir. O manevi insanlar gelen misafire sahip çıkarlardı. Hatta burada tanınmış fırıncı efendi vardı, Büyük Cami’nin müezziniydi, 40-50 senelik müezzindi, hem tüccardı, hem de müezzinlik yapardı. Manevi bir insandı, bütün gelen misafirleri o ağırlardı, sahip çıkardı, ondan çok şeyler gördüm, öğrendim.
Babanızdan bahseder misiniz bize?
1967’de İbrahim babamı kaybettim, talebesi vardı Lütfü hoca, babamın cenaze namazını o kıldırmıştı. Şimdi Bolu’da imiş kendisi.Babam sağlığında Maliye’de Mal müdürüymüş. Babam hem hafızdı aynı zamanda. Bu dünya yalan, kaybolup gidiyoruz, Allah bizlere faydalı ve hayırlı işler yapmak nasip etsin. İnsanı Allah melekten üstün yaratmış, bütün meleklere insana secde edin demiş. Ama ne yazık ki Kur’an’da insan “nankör” olarak nitelendiriliyor. Allah o nankörlerin arasına sokmasın. Babam ufku açık, yenilikçi bir insandı, tertemiz giyinirdi. Savaşlara katılmış, İstiklal madalyası sahibi bir zattı babam. Romanya’da savaşmış, kardeşi Rıfat Bey de Sakarya Meydan Muharebesi’nde şehit düşmüş. Yani amcam Rıfat Bey, askerde küçük zabitmişti. Babamın bacağı çocukluğu döneminde doğumdan sakattı, o nedenle ön cephede değil, arka hizmetteymiş, o da sağlıklı olsa ön cephede savaşır şehid düşerdi. Savaştan gazi olarak dönmüş. Yani sülalemiz şehidlerle yoğrulmuş.
.jpg)
Göynük denince sizi tanımayan yok. Nedir bunun sebebi?
Göynük’e gelen ve beni ziyaret eden misafirlerin hepsini burada ağırlarım. Onlarla ilgilenip muhabbet ederim. Gelenlerin dualarını alırım, her gelen misafirim bana hatıra olarak burada bulunan defterime bir şeyler karalar. Çok ünlü kişiler de gelip beni burada buluyorlar, hiç tanınmamış kişilerde geliyor, sohbet ediyorlar, sağlığım el verdiğince ben de onlara bu sohbetlerinde eşlik etmeye çalışıyorum.
Adınıza bastırılmışPTT telefon kartı var ve tüm Türkiye tanıyor aslında sizi. Neler dersiniz bu konuda?
2000 yılında Göynük’e gelen bir misafir resmimi çekmişti. Sonra o zamanın PTT Müdürü gelerek bana bu resmimi telefon kartlarında kullanmak istediklerini söylediydi. Olur demiştim. Ayrıca çeşitli gazetelerde benimle yapılan röportajlar çıktmıştı, hepsi bende, onları hala saklıyorum. Göynük’e gelen herkesi misafirim kabul ettim. Memleketine geri dönen misafirlerim de sağ olsunlar beni unutmadılar, küçük hatıralar gönderdiler. Onları da saklıyorum. Sağ olsunlar.
Kaç kardeşsiniz?
Biz 4 kardeşiz. Bir ağabeyim, rahmetli oldu Saffet Erdem, kız kardeşlerim İffet ve Suner.Sağlar, Allah sağlık ve sıhhat versin. Allah’a ne kadar şükretsem az. İki evladım var Rıfat oğlum ve Ayşe kızım. Torunlarım var, Allah onlara da ömürler, sağlıklar versin. Evlatlarımdan memnunum, bizzat dualarımı almaktadırlar.
Gördüğüm bir rüya beni çok etkiledi
Önemli insanlar geldi bana, rüyalarımda. Kabe-i muazzamadan bir zat geldi, bana türbenin içinden bir ders verdi, muhakkak yapacaksın bu dersi dedi. Her namazdan sonra 35 defa selevatı – şerif getir, 100 sefer de istiğfar tövbe getir ve 20 sefer de “Ya Aziz, yavedud, ya selam, ya hadi” dedi. Bu dersi yapacaksın dedi ve daima bunu yapmaktayım. Gelen misafirlerim daima dua istiyor benden, onlara da şöyle dua ediyorum “Ya Rabbi, gelen misafirana hidayet ver, hayırlı dileklerinin kabulünü ihsan eyle” diyerek 5 vakit istemekteyim Cenab-ı Allah’tan.