

Akkayalar Live Garden; Restaurant, doğal maden suyu kaynağı ve havuzunun yanı sıra Traverten mağaraları ile de ilimizin en çok dikkat çeken yerleri arasında yer alıyor. Kaynağından çıkan sodalı suyun içilebildiği masalsı bir konumda bulunan Akkaya Travertenleri son yıllarda yapılan profesyonel girişimlerle ciddi bir dönüşüm yaşıyor. Bu dönüşümün hikâyesini, Akkayalar Live Garden İşletme sahiplerinden Salih Çetin tüm açıklığıyla Bolu Objektif haber sitesine anlattı.

Salih Bey, Akkaya Travertenleri hem ilimizin hem de ülkemizin en önemli doğal güzellikleri arasında yer alıyor. Akkaya Travertenleri’nin oluşumu ile ilgili olarak bize bilgi verebilir misiniz?
Travertenler, milyonlarca yıldır oluşan doğal bir oluşumdur. Bugünden yarına olan bir hadise değildir. Burası ülkemizin çok kıymetli bir değeri çok önemli bir zenginliğidir. Boluluların geçmişte acı su dedikleri bir yerdir. Gördüğüm kadarıyla burası çok uzun yıllardır göz ardı edilmiş ya da yeteri kadar layık olduğu noktaya gelmemiş ve değerini bulamamış. Bu değerini bulması için geçmişte bir takım şeyler yapılmış ama bu yapılanların çoğu sonuçsuz kalmış. Biz buraya ilk geldiğimizde çamur deryası olan bir su ile kayalaşmış ve siyahlaşmış bir travertenler vardı. Gerçekten de Akkayalar o dönem Bolu basınında da yazdığı gibi Kara kayalar haline gelmişti. Daha hala o kalıntılar var.
Hangi yıllardı o yıllar?
2012 yılı idi. Biz burasını Bolu İl Özel İdaresinden o yıl yaklaşık 43 yıllığına kiraladık. 7 yıldır çalışıyoruz. O dönem ben “aklı önde olan işletmeci buraya girmez” diye bir tabir kullanmıştım. Çünkü burada ticaret gözükmüyordu. Ticaretin olmadığı yere de işletmeci girmez. Buraya kim girer? Buraya hayali önde olan işletmeci girer. Burayı şöyle yapacağız, markalaştıracağız, değerlendireceğiz, ileride büyük yatırımlar yapacağız, oteller olacak gibi hayallerle ancak girilebilir buraya… O hayallerinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ise zaman gösterir. O yüzden de bu riski hiç kimse almaz. O şartlarda bu durum bunu gösteriyordu ve biz buna girmiş bulunduk. Biz bu süreçte bütün başka yerlerdeki yatırımlarımızın gelirlerini ve diğer gelirlerimizi burada kullanmak durumunda kaldık. Ben uzun yıllar teknik öğretmenlik yaptım. Öğretmenlik geleneğinden gelen bir özelliğimiz olduğu için prensip sahibi bir insan olarak yetiştirildim. Zaten bizim camia hem bürokrasi de hem de okulda da “yaptığın işi düzgün yapmak” kuralıyla yetiştirilir. Aynı şey ticaret içinde öyledir. Ben bir işe girdikten sonra işin ticaret tarafını unuturum. O işi düzgün olarak nasıl yapmamız gerekirse o şekilde yaparız. Çok şükür burayı düzgün bir noktaya getirdik.
İşleri bu noktaya getirirken ne gibi zorluklar yaşadınız?
Burasının iki tane kıymetli değeri vardır. Bir tanesi travertenler diğeri de buradaki su. Biz suyu yaptığımız çalışmalarla insanların hizmetine sunacak noktaya getirdik. Artık bu suya rahatça girebiliyorlar…
Daha önce nasıldı?
Daha önce burası çamur deryasıydı. Zaten temizlenmesi de mümkün değildi. Daha evvel suyu kaçırmışlar. Su kaçınca da burayı balçık doldurmuşlar. Balçık, kırmızı bir balçık. Hem gölü batırmışlar hem tratervenleri batırmışlar. Üzerlerine naylon sermişler, naylonların üzerine yukarıya çıkmasın diye kum sermişler. Naylon, kum, yosun karışımı berbat bir görüntü vardı. Buradan yaklaşık 150 büyük kamyonluk büyük tırlarla çamur çıkarttık. Bu işin imalat safhası ama bunun birde öncesi var. Havuzu yapmak için resmi prosedür işini bilmek lazım. Bunu yerine getirmek lazım. Birde onu yapacak ekonomik imkânı sağlamak lazım. Havuza ilk defa başladığımızda “bu havuzu ıslah etmemiz lazım” dediğimde sit alanı olduğunu söyleyerek bunun mümkün olmadığını belirttiler. Hatta bölge müdür yardımcıları bile “bu senin söylediklerinin olabilme ihtimali % 1’dir. % 99 senin söylediklerin olmaz” şeklinde konuştular. Ben bir şeyin olacağına inanınca sonuna kadar giderim. Tabiat parkını koruma kurulu heyetinin üyelerinin hepsiyle teker teker görüştüm. Hepsine bir sunum yaptım. Anlattığım hususları mantıklı ve doğru bulduklarını söylediler. “Orada bir değer varsa, bu değerin insanlara sunulması gerekiyorsa, senin o projenin orada yapılması gerekiyor” dediler. Bu toplantılarda yaptığımız brifing sonrasında buraya bir heyet gönderdiler. Gelen heyet benim söylediğim doğrultuda rapor verdi. Öncelikle olarak buranın sit alanı ile ilgili resmi müsaade işini hallettik. Ondan sonra da imalata başladık. Burada suyu zapt edememe gibi çok ayrı bir güçlükle karşılaştık ve imalatı gerçekleştirdik. Bu imalatın bize çok ciddi bir maliyeti oldu. Sonuçta havuzumuzu periyodik olarak temizleyecek hale geldik. Havuzu şimdi haftalık olarak temizliyoruz. Havuza günde 1000 metreküp saatte ortalama 50 metreküp su giriyor. Suyumuzun özelliği şudur; Bu su Türkiye’de minareli en zengin sudur. Sodyum oranı da en düşük sudur. Bu değerler ayrıca Danone firmasında da vardır. Buradaki bitki örtüsünü dağdan aldığımız su yeterli olmadığı için bu sudan suluyoruz. Biz buraya çim haricinde yaklaşık 20 bin tane ağaç ve çalı diktik ve bu suyla suluyoruz. Suyun minareli fazla olunca bitkilerin de daha hızlı büyümesini sağlıyor. Sonuçta bu suyu kurtararak insanların hizmetine sunduk. Zaten buradaki su sürekli bir akarsu pozisyonunda… Her gün havuza 1000 metreküp su giriyor ve 1000 metreküp su çıkıyor… Yaklaşık 4 günde bir havuzun % 25’i sürekli devridaim ediyor… Yani havuzumuzun böyle bir özelliği var. Suyumuz minareli zengin ve hiç durmadan akan bir su olduğu için ısısı sabit 22 derecedir. Yaz kış ısısı değişmez. Bu yüzden hem kısa sürede yosun üretiyor. Hem de su da yoğunlaşmış kalsiyum olduğu için bu da yosun gibi kısa sürede suyun üzerine çıkıyor. Bunu durduramıyorsun. Tıp’ta ki arkadaşlarım ve doktorlar bu konuda şunu söylüyorlar; Bakterilerin hücre zarının çabuk erimesini sağlayan bir özelliği var. Yani yaraları iyileştiriyor. Yüzlerinde sivilce çıkan gençlerin kısa sürede iyileştiğini görüyoruz. Bunu kendileri de söylüyor. Gelen hastalarda bunu bana anlatıyor. Antalya’da yaşayan Bolulu birisi vardı. Antalya’da cildinin bir yerini yara kaplamış. Hastalığının adı tespit edilemiyor. Tedavi de cevap vermiyor. Kanser’e kadar tedaviyi getirmişler. Kanser tedavisini de başlayınca cildi bütünüyle dökülmeye başlamış. Adam her şeyi bırakmış. “Öyle bir zordayım ki! “dedi. “Demirlerle hem de yarayı kaşıyorum” diyordu. Geçmişte burada acı su denilen dönemde uyuz hastalığına yakalanan koyunları buraya getirirlermiş ve yıkandıkları zaman da hastalık geçermiş. Yani buranın uyuzu iyileştiren özelliğini biliniyor. Ondan dolayı da burası acı su olarak bilindiği için geldi buraya 3 günde toparlanıp 1 hafta da iyileşti. Her yıl o yüzden buraya gelir. Buna ait bir sürü hikâyeyi size anlatabilirim.
Bu hikâyelerin size havuzu yapma aşamasında büyük katkısı olmuş sanırım…
Evet, burada beni motive eden o hastaların burada şifa bulması oldu. Madem bu su bu kadar kıymetli. İnsanlar burada şifa buluyor. Bizimde -bu suyu insanların hizmetine sunmamız gerekir- anlayışını benimsememiz bizi motive etti. Yoksa -bu havuzu yapayım. Bu havuza gençler girsinler. Keyifli vakitler geçirsinler. Bizde buradan para kazanalım- anlayışı ile hareket etmedik. Şükürler olsun ki havuzu yaptık. Suyu kurtardık ve insanların hizmetine sunduk.
Diğer önemli bir değer olan Travertenler hakkında neler söylemek istersiniz?
Buraya ilk geldiğimizde travertenler kararmış bir durumdaydı. Travertenleri bilindiği gibi su ve güneş oluşturur. Travertenleri su ve güneş ile düzenli bir şekilde buluşturmanız gerekiyor. Bunun için geçmişte bir sürü denemeler olmuş. Geldiğimizde siyahlaşmış ve kararmış bir travertenler vardı. Öncelikli olarak kanalları düzenli bir hale soktuk. Ondan sonra suyu disiplinli bir şekilde vererek bütün yüzeye suyun ulaşmasını sağladık. Bunun sonucunda tratervenlerimiz ciddi bir şekilde beyazlaşmaya başladı. Bir yandan da oluşum başladı. Yani ilk olarak beyazlaştırma çalışmalarını başlattık. Buradaki alanda 250 metreye yakın bir traverten alanımız var. Biz 250 metrelik alanı daha da uzatıyoruz.
Nasıl uzatıyorsunuz?
Geçmişte traverten olan ama sonradan kayalaşmış alanlara mağaraların üstü, çeşmenin önü ve yan tarafı gibi yerlere de düzenli bir şekilde ağırlık veriyoruz. Şu anda 50 metreyi buldu bu saydığım alan. Akmina’nın olduğu alanı da sayarsak önceden olmayan bir 70-80 metre daha travertenlere eklendiğini söyleyebiliriz. Yani 7-8 sene sonra şu anda bulunan 250 metrelik alan kadar bir yeri daha travertenlere eklemiş olacağız. Tüm bunların sonucunda mağaralarda dikit ve sarkıtlar başladı. Tüm bunlar belirli bir disiplinle oluyor. İleriki dönemde burada bir traverten yolu oluşturarak ziyaretçilerimizin bu yoldan yürüyerek gezmelerini sağlayacağız. Çünkü suyu belirli bir disiplinle ve düzenle verdiğiniz zaman 6 ay gibi kısa bir sürede traverten oluştuğunu görebiliyoruz. Şu anda suyu halkın hizmetine sunduk. Travertenleri beyazlaşmasını sağlayarak oluşum başlattık yani kurtardık. Yeni oluşumlar için ise çalışıyoruz. Bundan sonraki süreçte ise dere ıslahı var. Bizim burada seyir terasımız 250 metredir. Yeni oluşumlarla beraber yaklaşık 400 metrelik bir traverten oluşturacağız. Ama insanlar seyir terasından onun sadece onda birini görebiliyorlar. Travertenlerin en iyi görülebildiği yer alt yoldur. Alt yoldan da görülebilmesi içinde karayolları, devlet su işleri, orman bölge müdürlüğü ile birlikte ciddi bir proje uygulamamız lazım. Devlet su işlerinin dereyi ıslah etmesi lazım. Karayolları şu anda park alanlarını yapıyor. Orman bölge müdürlüğünün de orman ile ilgili tıraşlamaları yapması lazım. Bizimde aşağı bölümde tekrar bir 2, 2,5 metre yüksekliğinde bir bent oluşturarak buradaki su stokunu biriktirerek büyük bir göl oluşturmamız lazım ki bu gölden sonrada traverten devam etsin. Hem bir görsellik oluştursun orada göl olduğu için. Hem gölün diğer tarafında travertenler oluşsun. Işıklandırma ve yürüyüş yolları olsun ve travertenler aşağıdan seyredilsin. Kafamızda böyle projeler var. Devlet su işleri yetkilileriyle geçtiğimiz günlerde görüştüğümüzde bu düşünceyi makul bulduklarını ifade ettiler. Eğer birlikte bir proje yaparsak bizden de proje ile ilgili fikirler sorulursa aşağıda bitkiler çok fazla olduğu için botanik tüneller oluştururuz. Bu türden çok güzel görsellikler oluşturabiliriz. Dereye de bir görsellik vererek aşağıya çok güzel bir görsellik kazandırırız. Bu süreç burasının markalaşmasını sağlar. Sonuçta Bolu’ya ve ülkemize bir değer kazandırma mücadelesindeyiz.
Burada konaklama imkânı var mı?
Buraya gelen ziyaretçilerimiz Akkaya travertenlerinin ne kadar güzel bir yer olduğunu söyleyerek; Cennet gibi bir yer, burada kalalım diyorlar. Konaklamanız var mı? Diyorlar… “Şu anda konaklamamız yok “ diyoruz. Konaklama işini çözmemiz için önce yer işini çözmemiz lazım. Sonra da burasını bir koruma planıyla turizm alanına dönüştürmemiz lazım.
Olma durumu var mı?
Var tabii. Bunların hepsi mücadeleyle olacak şeyler. Birisi kendini verecek ve burası için uğraşacak ki burası değer kazansın. Bolu’da şu anda 4 tane güzellik var; Gölcük, Yedigöller, Abant ve Akkaya travertenleri var. Diğer yerlerde olduğu gibi burada da su var ama bizim farkımız şu; Oradaki sular seyirlik, buradaki sular dokunmalık… Oradaki suları seyrediyorlar. Buradaki sulara ise dokunuyorlar ve içiyorlar. Bizim farkımız budur.
“Buraya düzenli bir şekilde otobüs seferlerinin başlamasını istiyoruz”
Sizin aracılığınızla Bolu Belediyemizden de bazı ricalarımız olacak çöplerimiz önceden çok düzenli bir şekilde alınmıyordu. Şimdi çok şükür alınıyor. Biz burada sineklere karşı çeşitli ilaçlamalar yapıyoruz. Bizim ilaçlamamız bazen yeterli gelmiyor. Bu ilaçlamada sayın belediye yetkililerinin bize yardımcı olmalarını istiyoruz. Bir de buraya düzenli bir şekilde otobüs seferlerinin düzenlenmesini istiyoruz. Geçmiş belediye yönetiminde bu sorunu bir türlü çözemedik. Herkesin arabası yok. Çocuklar ya da üniversite öğrencileri buraya gelerek havuza girmek istiyorlar. Bu yolu yürüyerek havuza gelenleri gördükçe içim parçalanıyor. Eski SEKA’nın olduğu yerde inerek buraya kadar yürüyerek geliyorlar. Yolda başlarına bir şey gelecek diye korkuyorum. Aynen Gölcük ya da Abant tarafına olduğu gibi Akkaya travertenleri tarafına da düzenli otobüs seferleri başlatılırsa bunun bilhassa Bolu Turizmi açısından çok anlamlı olacağını düşünüyorum. Sayın Bolu Belediyesi yetkililerinden bu konuda bizlere yardımcı olmalarını özellikle rica ediyorum. Zaten SEKA’ya kadar otobüsler geliyor. SEKA’dan burası yalnızca 3 kilometre kadar… 3 kilometrelik yol uzatıldığı takdirde toplu ulaşım sorunumuz çözülecek.

“Konuklarımıza maharetli ustalarımızın elinde
eşsiz lezzetler sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz”
Akkayalar Live Garden Cafe- Restaurant işletme sahibi Mükremin Türker ise enfes lezzetleri Akkayaların muhteşem manzarası ve doğasıyla birlikte misafirlerinin beğenisine sunduklarını vurgulayarak; “Serpme köy kahvaltımızla güne muhteşem bir başlangıç yapabilirsiniz. Bizim buradaki ürünlerimiz tamamen doğal ürünler. Serpme köy kahvaltımızın yanı sıra; Reçelimiz olsun, Su böreğimiz olsun, Bazlamamız olsun, Kaymağımız olsun. Hepsini doğal olarak konuklarımızın hizmetine sunuyoruz. Izgara çeşitlerimiz ve saç tava çeşitlerimiz var. Yaprak kavurmamız var. Keşli cevizli eriştemiz, yaprak sarma dolmamız gibi çeşitlerden oluşan menümüzle konuklarımıza maharetli ustalarımızın elinde eşsiz lezzetler sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
Akkayalar Travertenleri Live Garden
Cafe- Restaurant-Düğün Salonu
Tel; 0 532 414 03 74 / 0 532 334 07 07
Adres; Akkayalar Travertenleri, 14802 Çepni /Bolu