

Abdullah bey, yakın zaman önce ilimizin en önemli kurumlarından biri olan Bolu Ticaret ve Sanayi Odasının yönetim kurulu başkanlığı görevine seçildiniz. Daha önce yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığınız bir kurumda yönetim kurulu başkanı olmak nasıl bir duygu? Öncelikli hedefleriniz hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Son yapılan seçimlerde Ticaret ve Sanayi odasına 2’inci kez 9’uncu komiteden yani inşaat grubundan seçildim. Bizim grubumuz şu anda ticaret ve sanayi odasındaki en güçlü grup. 3 adaylı yarışıp, 2.dönem tekrar seçilme şansımız oldu. Sayın Türker Ateş başkanlığında oluşan yönetim kurulunda da 2.dönem görev aldım. Türker bey’in tercihini siyasetten yana kullanması neticesinde 11 kişilik yönetim kurulumuz kendi içerisinden bir başkan adayını seçme noktasına geldi. 4 adayla başladığımız yarışta, sayın yönetim kurulu üyelerinin teveccühü ve bana olan güvenleri ile yönetim kurulu başkanlığına seçildim. 21. 03. 2023 tarihi itibariyle bu göreve başlamış oldum. Önümüzdeki dönemde Bolu ile ilgili planlarımız ve projelerimiz ile heyecanımız zaten en başından beri var. Bolu için heyecanlar duyduğumuz ve hedeflerimiz olduğu için bugünlere geldik. Bu anlamda öncelikle beni seçen yönetim kurulundaki arkadaşlarıma ve 41 kişiden oluşan kıymetli meclis üyelerime de teşekkürlerimi sunuyorum. 15 komitemiz ve 3880 civarında üyemiz var. Bolu’nun en büyük sivil toplum kuruluşunun yönetim kurulu başkanı olmak bizim için öncelikli olarak çok büyük onur ve gurur. Dolayısıyla bu göreve gelmiş olmamız nedeniyle ilimize ciddi anlamda borçlanmış bulunuyoruz. Mesaimizin büyük bir kısmını göreve geldiğimiz günden bu yana ticaret odasına harcıyoruz. Bundan sonra da aynı şekilde harcamaya devam edeceğiz. Önceki dönemden kalan yarım projelerimiz ve hedeflerimiz vardı. Bunlar Türker beyin zamanında da gündemde olan projelerdi. Bu anlamda 2 tane eylem planı yaptık. Bir tanesine acil eylem planı diyoruz. Bu eylem planı önümüzdeki milletvekilliği seçimlerine kadar olan dönemi kapsayan işler. Sonrası da daha uzun vadeli, önümüzdeki 3,5 yıllık süreyi kapsayacak ve daha sonrasında da sürecek olan projeler olarak ikiye ayırdık. Birincil önceliklerimiz hakkında kısaca bahsetmem gerekirse seçime kadar olan süreçte kentimizin bir organize sanayi atılımı yapması gerekiyor. Bununla alakalı olarak Arçelik bölgesinde ıslah organize sanayi bölgesinin de bir an önce onaylatılması gerekiyor. Bu iki unsur şu anda önümüzde duruyor. Ayrıca gündemde olan Yeniçağa Organize Sanayi Bölgesinin de bir an önce faaliyete geçmesini istiyoruz. Çünkü ilimize gelen yatırımcılara şu anda mevcut organize sanayi bölgemizde alan tahsisi yapamıyoruz. Dörtdivan organize sanayi bölgesi de gündemimizde.
.
Ayrıca, Arçelik bölgesindeki yoğun tır trafiğinin rahatlatılması ve trafiğinin şehir merkezine girmemesi noktasında otobana bir bağlantı noktası yapılması ve aynen o noktada da daha önce planlanan bir tır parkı oluşturulması konusu var gündemimizde. Bununla ilgili komisyonlarımızı kuruyoruz. Ve bu komisyonları da önümüzde günlerde çalıştırmaya başlayacağız. Turizmle alakalı ciddi bir atılım yapmamız gerekiyor. Bolu özelinde baktığımızda ilimizde ki istihdamın % 54’ü hizmet sektöründe olduğu için Turizm bizim olmazsa olmazımız. Bu anlamda Abant yolundaki imar planının -18.madde noktasında- daha hızlı sonuçlanıp, oradaki yatırımcıların bir an önce çekilmesi noktasında belediyemiz ile olan işbirliğimizi de önümüzdeki günlerde artırma hedefimiz var. Yine Karacasu bölgemizde ilan edilen bir turizm alanımız var. Bu alanında bir an önce Bolu’ya kazandırılması noktasında çalışmalarımız olacak. Ayrıca yılan hikâyesine dönen bir küçük sanayi sitemiz mevcut. Bununla alakalı olarak bu sürecin hızlandırılması noktasında yapılması gereken ne varsa bu seçim döneminde seçilecek olan adaylardan tüm projelerle ilgili olarak birer birer sözler almak istiyoruz. Onun için buna acil eylem planı dedik. Adaylar belirlendikten sonra bizzat odamıza davet etmek suretiyle onların önüne hazırladığımız projelerimizi sunacağız. Meclise gittikleri takdirde bizleri destekleyecekleri noktasında kendilerinden söz isteyeceğiz. Bunun dışında birçok projemiz var. Şu anda bunları açıklamanın erken olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde farkındalık anlamında şöyle bir çalışma sistemimiz olacak; Projeler ile ilgili olarak yönetim kurulundan her bir arkadaşımızı ilgili projenin yürütülmesi noktasında görevlendireceğiz. Konuya yakın olan arkadaşlarımızı bu anlamda tercih edeceğiz. Bu arkadaşımız, 41 kişilik meclisimizden konuya yakın veya aynı sektörden olan arkadaşlarımızı alacaklar. Ayrıca 3’üncü ve 4’üncü kişileri de yine bu arkadaşlarımız o konuya vakıf komitelerden almak suretiyle bir komisyon oluşturacaklar. Örneğin Turizmle ilgili olarak bu şekilde bir komisyon oluşturduğumuz andan itibaren yönetim kurulu olarak önümüzdeki hafta bu komisyonun neler yapacağı noktasında bir planlama yapacağız. Bir sonraki yönetim kurulunda “geçen hafta ne yaptık?” onu konuşacağız. Bir sonraki haftada da “takıldığımız noktada nasıl ilerleriz ?” onu konuşacağız. Hem geriye hem de ileriye dönük olarak böyle bir çalışma stratejisi belirlemiş durumdayız. Bu komisyonlarda yaptığımız faaliyetleri her ay meclis üyelerimizle paylaşarak onları bilgilendireceğiz. Onlarında bu konudaki görüş ve desteklerine talip olacağız. Çalışma şekli kısaca bu şekilde olacak.
“Yönetim kurulundaki arkadaşlarımız bugüne kadar 1 TL huzur hakkı almamıştır. Bundan sonrada hiç kimse huzur hakkı talep etmiyor”
Bunun dışında insanların kafalarında “Bolu Ticaret ve Sanayi Odası ne yapar?” şeklinde bir soru var. İşte tam da bu sorunun cevabını bu dönemde Bolu halkına vermek istiyoruz. Bununla ilgili kısa tanıtım videolarımız olacak. Personellerimizin ne iş yaptığı noktasındaki videolar ile bizzat personellerimizin kendi ifadeleriyle Bolu halkına bunu tanıtacağız. Ayrıca yaptığımız tüm faaliyetleri yine sosyal medya aracılığıyla Bolu halkına anında aktarmak istiyoruz. Örneğin sicile gelecek olan üyelerimiz ya da vatandaşlarımız için sicilde ne yapacağıyla ilgili eğitim videoları da yayınlayacağız. Hem üyelerimize bu anlamda eğitim videoları yayınlamış olacağız hem de bu işlerin nasıl yürüdüğünü ve süreçlerin nasıl ilerlediğini bizzat çalışanlarımızla kendilerine aktarmış olacağız. Burada bahsetmek istediğim önemli bir konu var. Şunu Bolu halkının bilmesini istiyorum; Ticaret Odasında 41 kişilik mecliste ve 11 kişilik yönetim kurulundaki arkadaşlarımız bugüne kadar 1 TL huzur hakkı almamıştır. Bundan sonrada hiç kimse huzur hakkı talep etmiyor. Huzur haklarımızı yıllardır ihtiyacı olan, Bolu nüfusuna kayıtlı, başarılı ama imkânları olmayan öğrencilerimize burs olarak veriyoruz. Bundan sonrada aynı şekilde bunu burs olarak vermeye devam edeceğiz. Kısaca şunu söylemek istiyorum; “Burada görev yapan 41 tane meclis üyemiz ve 11 tane yönetim kurulu üyemiz tamamen bedelsiz olarak zamanlarını, gerektiğinde araçlarını, araçlarının yakıtlarını ve bilgilerini burayla paylaşıyor. Bolu Ticaret ve Sanayi Odasının tek bir amacı var. Bolu’ya faydalı olmak, Bolu için projeler üretmek ve ilimizi bir adım ileri taşımak. Onun için değerli meclis başkanımız ve toplam 41 üye ile değerli yönetim kurulu üyelerimize, görevi devraldığım Türker bey’e yapmış olduğu hizmetler için sizin kanalınızla çok teşekkür ediyorum.
“Bolu’yu bir turizm cenneti haline getirmemiz gerekiyor”
Bunun dışında ilimizde farklı ulaşım imkânlarına ihtiyaç var. Özelikle turizm noktasında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. En azından hızlı tren sonrasında da turizm amaçlı özellikle sağlık turizmi amaçlı küçük uçakların inip kalkabileceği bir küçük havaalanı noktasında da projelerimiz olacak. Bu anlamda da komisyonlarımızı yine kuruyoruz. Eğer ulaşımı farklı noktalara taşıyamazsak zorlanacağımızı biliyoruz çünkü insanlar konforu seviyor ve konforu istiyorlar. Benim gençliğimde ilimize çok sayıda futbol takımı kamp yapmak için geliyordu ama şimdi çok fazla futbol takımı gelmiyor. Artık Antalya’ya gidiyorlar. Şu anda Kayseri’de çok ciddi bir çalışma yapılıyor. Bizden bir adım öteye geçmiş durumdalar. O yüzden cennet Bolu’nun havasını, suyunu, doğallığını bizim bir an önce sahiplenmemiz ve burayı gerçekten bir turizm cenneti haline getirmemiz gerekiyor. Ticaret ve Sanayi Odası olarak hiçbir projeyi doğrudan yapma gibi bir imkânımız ya da kabiliyetimiz yok. Biz sadece projeleri üretiriz. Bunları sivil toplum kuruluşları ve diğer meslek odalarıyla paylaşırız. Sonrasında, Belediye Başkanımız ve Sayın Valimizle bunu paylaşırız. İl Özel idaresi ve Ankara’daki bürokratlar ve sayın seçilmiş milletvekillerimiz ve bakanlarımızla bunları paylaşırız. Bunların, takipçisi oluruz. Bu projelerin ilerlemesi adına kamuoyunu oluşturmak noktasında bize düşen görev neyse onu yaparız. Bundan sonrası bürokratların ve seçilmişlerin işi. Bolu halkının bu aşamada bize olan desteklerini esirgemeyeceklerini biliyorum. Başta odalar olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin de bizimle beraber hareket edeceklerini biliyorum. Önümüzdeki dönemde Bolu’nun stabil kalmışlığına bir ivme kazandırmak ve hak ettiği değeri vermek anlamında bir birlik ve beraberlik ruhu içerisinde hareket etmeyi öneriyorum. Ayrıca her kesimden bir isteğim var; Bolu için düşüncelerini, ütopik olmayan ne var ne yoksa bizimle paylaşmalarını rica ediyorum. Bunları hayata geçirme noktasında birlikte hareket etmemiz gerekiyor.
Geçtiğimiz Şubat ayında yaşanan deprem felaketiyle bir kez daha anladık ki, Türkiye’de ki kalitesiz binaların sorunu sadece eksik malzeme ya da zemin problemi değil. İnşaatlarda çalışanların eğitimindeki eksikliğin de bu tabloda büyük payı var. Türkiye’de, 25 Mayıs 2016 tarihi itibarıyla inşaat sektöründe çalışanlar için sertifika zorunluluğu getirilmişti. Buna göre şantiyelerde belgesi olmayan işçilerin bu tarihten sonra çalışamayacağı, çalışması durumunda ceza uygulanacağı belirtilmişti. Bu girişim uygulamadaki eksiklikleri gidermede yeterli oldu mu? Sizce bu konuda ek olarak neler yapılabilir?
İnşaatlarla ilgili tek sorunu buraya bağlamamak gerekir. İnşaat sektörü olarak önce ne yaptığımızı anlatmak istiyorum. Devletimiz bir kanun çıkartıyor. Buna bağlı yönetmelikler çıkıyor. Bu yönetmeliklere bağlı olarak ta belediyeler, yapı denetim kurumları ve devletimizin yetiştirdiği mimarlarımız, inşaat mühendislerimiz, jeologlarımız ve jeofizikçilerimiz bu anlamda görevlendiriliyor ve onlara yetkiler veriliyor. Müteahhitler olarak, inşaat sektöründe burada bahsedilen kanun, yönetmelik ve teknik elemanların bizim önümüze koyduğu fotoğrafı biz araziye ve sahaya yansıtıyoruz. Bunu, belediyelerin ve yapı denetim firmalarının gözetiminde yapıyoruz. Öncelikle şunu belirmek istiyorum; 1999 deprem felaketi Bolu, Düzce ve bu bölgedeki felaketi yaşayanlar için “ Her şerde bir hayır vardır” noktasında hayırlı olmuştur. Bolu olarak bundan yeterince ders aldık. Ve bu dersi de 2007 ve yenilenen 2018 yönetmeliğinden sonra birebir sahada uyguluyoruz. Bolu özelinde söylemem gerekirse; kendi firmamla İzmit Büyükşehir’de, Düzce’de ve Ankara Büyükşehir’de geçtiğimiz yıllarda projeler yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Bütün bu farklı şehirlerde yaptığımız işlerin uygulamalarına baktığımızda da Bolu’nun gerçekten pilot il konumunda olduğunu görüyorum. Bu yüzden kanun koyucuların ya da yönetmelik hazırlayanların bu konuda Boluyla istişarelere girmelerini ben şahsen öneriyorum. Bolu’daki mühendislerimize ve teknik ekiplere çok teşekkür ediyorum. Belediyemize ve yapı denetim kurumlarına da ayrıca teşekkür ediyorum. Gerçekten Bolu, kitabın yazdığını sahaya uyguluyor şu anda… Bunu geçmişte de uyguladık. Gelecekte de uygulamaya devam edeceğiz. Asıl soruya gelecek olursak; çalışanların sertifika almaları, sertifikalandırılmaları güzel bir uygulama ama yeterli değil. Çünkü bizim şöyle bir problemimiz var. Sorunlarda hep pansuman çözümlerle ilerliyoruz. Asıl sorunun kaynağına inmiyoruz. Asıl sorunun kaynağı eğitim. Peki, biz bir kalıpçıyı, demirciyi, sıvacıyı, fayansçıyı, boyacıyı neden bir endüstri meslek lisesinde eğitmiyoruz? Neden bir teknik lisede yetiştirip, çocuklara teknik lise diploması vererek sahaya sürmüyoruz? Bizim ekiplerimizin tamamı alaylı… Sahada çalışan teknik kadro haricinde olanları çıkarttığımızda bizim sektörümüzde çalışanların hepsinin alaylı olduğunu görürsünüz. Onların hepsi bizim en büyük değerlerimiz. Özellikle şu anda bütün ustalarıma ve çalışanlarıma herkes ve her şeyden daha fazla önem veriyorum. Onlar bizim en büyük değerimiz ama eğitimsiz olmaları onların suçu değil. Bizim suçumuzdur. Burada bir politika geliştirilmeli ve bu politikada pansuman tedbir yerine işin özüne yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Bu arkadaşlarımızın bu mesleklerde yoğunlaşarak eğitilmesi ve oradan mezun olduktan sonra – işin teorik kısmını bilerek gelecekleri için- sektörde yer almalarının doğru olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde bu duruma bir çözüm üretemezsek Türkiye’deki en değerli meslekler boyacılık, su tesisatçılığı, elektrikçilik ve inşaat sektörü ile ilgili meslek dalları olacak. Çünkü her geçen gün sayıları azalıyor. Örneğin kalıpçılık sektöründe artık 45’li yaşların üzerinde olan ekiplerle çalışıyoruz. Alttan maalesef eleman gelmiyor. Bu sektörde çalışanlar bana göre gelir anlamında doktorlarla, yüksek kademe memurlarla yarışıyorlar. Eğer böyle devam ederse önümüzde dönemde onların hepsini geçecekler. O yüzden aileler çocuklarını bu mesleklere de yönlendirirlerse geleceklerini garanti altına alacaklar diye düşünüyorum.
Türkiye’de son yapılan araştırmalara göre yaklaşık 450 bin müteahhit var. 450 bin kişi ülkemizde bu işi yaparken doktor sayısı ise 170 bin civarında seyrediyor. Türkiye’de müteahhitlik yapmak için tek kriter var. O da reşit olmak. Yani 18 yaşından büyük olan ve bir şirket kuran herkes bu işi yapabiliyor. Avrupa Birliği ülkelerinde ise toplam 25 bin müteahhit olduğunu ve işleyişin bizden farklı olduğunu gözlemliyoruz. Örneğin Almanya’da müteahhitlik yapmak için lise mezuniyeti ve sertifika şart. Fransa sertifika ya da mesleki yeterliliği olan birinin yanında 3 yıllık tecrübe arıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Müteahhit enflasyonu bizim sektörümüzde var ama diğer meslek gruplarında da bir hayli enflasyon olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin aşçılıkla hiç alakam olmamasına rağmen geçmiş yıllarda bu hatayı bende yaptım. Gastronomi ile ilgili bir işyeri açmıştım. Bazıları, kendi meslek dalları ile ilgisi olmamasına rağmen kafe sektörüne giriyorlar. Bazıları ise kendi meslek dalları ile ilgisi olmamasına rağmen inşaat sektörüne giriyorlar. Sadece müteahhitlik anlamında değil, tüm meslek gruplarında kriterleri baştan koymamız lazım. Kesinlikle kanunlara, nizamlara ve yönetmeliklere uyulmalıdır. İşin içine belki siyaset belki de başka şeyler giriyor. Bazen de “idare edelim” noktası giriyor. Gerçekten kriterleri bütün meslek grupları için koymamız gerekiyor. Bugün ben gidip doktorluk yapamıyorsam demek ki bunun bir eğitimi lazım. Altyapısı lazım. Sermayesi lazım. Burada sermaye kriteri olmalı, eğitim kriteri olmalı, iş bitirmişlik kriteri olmalı. -Kriterleri sağlayan herkes her mesleği yapsın- anlayışında değilim ama tüm meslek gruplarında bunun en başından itibaren yapılması gerekiyor.
Her depremde akla ilk gelen ‘ Müteahhit malzemeden mi çalmış’ sorusu olur. Örneğin 5 katlı 10 daireli sıradan bir konut inşaatında malzemeden en fazla ne kadar çalınabilir? Bu şüphe nasıl giderilir?
Her dönem, her sektörde böyle şehir efsaneleri oluyor maalesef. Ben buna çok basit bir örnek vermek istiyorum; 3 Katlı ve 2 daireli en küçük inşaatı baz alacak olursak bugün 100 ton demirin altında demir gitmez il ölçeğinde… Bugün 100 ton demir, 18 liradan 1 Milyon sekiz yüz bin lira yapar. Buradan müteahhit işini gücünü bıraksa, gece gündüz uğraşsa çalacağı demir miktarı 1 ton ya da 2 ton yapar. Bu da 40 ya da 50 bin lira yapar. Yani 1 Milyon sekiz yüz bin lira’da 50 bin lira bana göre hiçbir şey değildir. Kendi meslektaşlarım adına söylemem gerekirse özellikle 1999 depreminden ve 2007 yönetmeliğinden sonra hiçbir şekilde hiçbir meslektaşımın buna tenezzül ettiğini düşünmüyorum. Bunu üstüne basa basa söylüyorum. Bir kere kaba inşaat’ta hiçbir şeyi hiçbir şekilde çalma lüksünüz yok. Hem denetim var, hem de bu durum müteahhit açısında da bir risk. Neticede bunun cezası var, 20 yıllık sorumluluğu var. Bir de vicdani boyutu var. Müteahhit, 300 liralık fayans yerine 200 liralık fayans kullanabilir. Bu durum binanın statik ya da depreme dayanıklı olmasıyla ilgili bir durum değildir. Bunlar değiştirebilir parçalardır. Dediğim tarihlerden sonra hiçbir müteahhitin hiçbir şekilde bir şey çaldığını düşünmüyorum. Bu şehir efsanesinin de artık bir şekilde bitmesi gerektiğini düşünüyorum.
Özellikle 1999 öncesi inşa edilen yapılarda yaşayanlar, binalarında yıkım ve güçlendirme işlemleri konusunda soru işaretleri yaşıyor. Sizin kentsel dönüşüm konusunda ne kadar duyarlı olduğunuzu geçmişte yaptığınız açıklamalardan iyi biliyoruz. Kentsel Dönüşüm noktasındaki düşünceleriniz nedir?
Kentsel dönüşüme olan bakış açımı bildiğiniz için bir daha üstünden geçmek istiyorum. 11 ilimizde oluşan yüzyılın deprem felaketinde yaklaşık olarak 104 milyar dolar civarında para kaybettik. Bu rakamın daha da artması muhtemel. Şayet biz 10 sene önce ya da 5 sene önce böyle bir parayı kentsel dönüşüme ayırmış ve seferberlik ilan etmiş olsaydık. Bu paranın belki de yarısıyla Türkiye’deki 1999 yılı öncesi binaları bitirmiş olurduk. Buradaki mevzu şu; “ 1999 yılı öncesi bütün binalarımızı gerekirse 2 yıl, gerekirse 3 yıl konteynırda, çadırda, yeni oluşturulacak olan uydu kentlerde ya da basit prefabrik yapılarda yaşamak şeklinde olsa bile bunu seferberlik haline getirip, bu işi Türkiye özelinde tamamını çözmemiz gerekiyor. Şu anda deprem bölgesinde yapılması istenen konut sayısı 850 bin. Biz depremde sadece binaları değil anıları da kaybettik. Oradaki her şeyimizi kaybettik. Dolayısıyla bunu kesinlikle erteleme gibi lüksümüz yok. Türkiye’yi kim idare ederse etsin ülkenin bana göre en büyük sorunu budur. Her şeyi erteleyip bir an önce 1999 yılı öncesi yapıların tamamını yıkmamız gerekiyor. Güçlendirmeye karşı birisiyim. Çünkü güçlendirmenin pansuman olduğunu düşünüyorum. Pansuman işlere ve pansuman olan her şeye karşıyım. Artık bizim kökten ve radikal çözümlere ihtiyacımız var. Gerekirse acı şerbeti bir kere içeceğiz ama ondan sonra deprem olurken evimizde oturacağız. Hiçbir şekilde hiçbir yere kaçma ihtiyacı hissetmeyeceğiz. Dolayısıyla 99 yılı öncesi binaların bir seferberlikle ivedi olarak yıkılması ve yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Güçlendirme olayına ise fırsat verilmemesi gerekiyor.
Konut piyasasında işlem sayısını satıcılar değil, ağırlıkla alıcılar belirliyor. Fiyatların çok şiştiği ve seçimden sonra gerileyeceği beklentisi var. Bu görüşe katılıyor musunuz?
Arz-talep dengesinde talep, her zaman üstün gelir. Talep düşüklüğü fiyatları düşürüyor. Talep yüksekliği fiyatları yükseltiyor. Konut fiyatlarında diğer tüm maliyetleri de işin içine kattığımız zaman bir şişmenin olduğundan söz edebiliriz. Çünkü maliyetler şişti. Arz azalmasına rağmen talep arttı. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde artan talebi bu arzın karşılama oranı çok düşük olduğu için konut fiyatlarının geri gelebileceğini düşünmüyorum. Ayrıca seçimden sonra uygulanacak politikaların bu fiyatların düşürülmesi noktasına hizmet edeceğini de düşünmüyorum. Seçimlerden sonra konut fiyatlarının bir ya da birkaç tık daha artacağını düşünüyorum. Keşke artmasa hatta geri gelse…
0.69'luk oranla düşük faizli kredi kampanyasını ilimizde kamu bankalarıyla imzalayan ilk firma oldunuz. Kampanyaya yoğun bir ilgi olduğunu biliyoruz. Bu konuda okuyucularımıza ve Bolu Halkına vereceğiniz yeni mesajlar var mı?
0.69 ile ilgili olarak ilk biz imzaladık. Her konuda olduğu gibi bu konuda da öncülük etmek istedik. Bize buradan ekstra vergi çıkar, şu olur, bu olur gibi düşünmedik. Çünkü devletimiz bize böyle bir imkân verdi. Ve bu imkânı aynı şekilde tüketicilere de verdi. Yani ilk kez konut sahibi olacaklara da verdi. Onlarda bu haktan sonuna kadar yararlandılar. Burada şöyle bir sorunumuz var; “Bu kanun çıktı ama elimizdeki konut sayısı talebin belki de binde 50’si. Binde 100’ü bile değil. Diğer müteahhit arkadaşlarımızla beraber bu talebi hiçbir şekilde karşılama şansımız yok. Bizim burada yapmamız gereken pansuman tedbiri radikalleştirip 31 Aralık gününe kadar olan süreyi –süresiz- yapmak. İlk kez konut sahibi olacak Türk Vatandaşlarının, gazilerin, yetimlerin, kimsesizlerin, ilk evlenenlerin, asgari ücretle çalışanların bu fırsattan sürekli yararlanabileceği bir fon kurulmasını talep ediyoruz. Gerekirse bu fona bizlerde destek sağlayalım, müteahhitler olarak bizimde orada katkımız olsun. Bu fon zaman sorunu olmadan yani süresiz olarak yasallaştığı takdirde hem konut piyasasını fiyatlar açısından stabil hale getirir. Hem de üretimi destekleme noktasında önemli bir katkı sağlar. Kesinlikle biz bu 0,69’un zamana yayılmasını istiyoruz. % 0,69 olur, % 0,79 olur, % 0,81 olabilir. Rakam çok önemli değil. Önemli olan bir standardın olması ve ilk kez konut sahibi olacaklara da bu hakkın sürekli verilmesi taraftarıyız. O anlamda ancak biz bu talepleri karşılayabiliriz. O anlamda biz bu taleplere uygun üretim yapabiliriz. Yoksa şu anda talep edenlerimizin yüzde 99’u bundan şu anda faydalanamadı. Bize gelen telefonları inanın karşılayamadık. O yüzden müşterilerimizden ve bizi tercih edenlerden o anlamda özür diliyoruz.
Son olarak ne söylemek istersiniz?
Önümüzde bir seçim var. Bolu Ticaret ve Sanayi Odası olarak siyaset üstü bir kurumuz. Dolayısıyla tüm siyasi partilere aynı mesafedeyiz. Hiçbir adaya ne uzağız ne de yakınız. Biz sadece şunu istiyoruz; Biz proje üreteceğiz, siyasilerden ve bürokratlardan da bu projelerin Bolu için, Bolu’nun geleceği için hayata geçmesi noktasında desteklerini esirgememelerini, bizimle birlikte hareket etmelerini isteyeceğiz. Bu noktada bize destek olmayan, bizimle yürümeyen, her kim varsa bunu basın ve sosyal medya aracılığıyla Bolu halkına duyuracağımızı şimdiden belirtmek istiyorum. Burada kimse alınmasın ve gücenmesin. Neticede biz bu göreve geldik. Görevi de hakkıyla yapmak istiyoruz. Bu noktada bizimle birlikte hareket edenleri de hareket etmeyenleri de sosyal medya ve basında sizlerle paylaşacağız. Bunu da herkes bilsin.